Türkiye Dış Ticaret Müsteşarı Sayın Tuncer Kayalar
ile Türk-Yunan ticari ilişkilerinin geçmişi, geleceği, karşılaşılan sorunlar, iki ülke işadamlarının yatırım olanakları ve Türkiye'nin yabancı yatırımcılar için yürürlüğe koyduğu yeni uygulamalar hakkında bir röportaj yaptık. Sayın Kayalar sorularımıza açık yüreklilikle cevaplar verdi.İki ülke ilişkileri hakkında oldukça iyimser olan Kayalar, ilişkilerin sadece karşılıklı ticaretle değil ortak yatırımlarla geliştirilmesinin gerektiğinin altını çizdi.
SORU: Günümüz Türk-Yunan ticari ilişkilerini değerlendirir misiniz?
TUNCER KAYALAR: Türkiye ile Yunanistan arasında 1999 yılında yaşanan deprem felaketinin ardından başlayan diyalog süreci ve Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik adaylığının tescil edilmesi sonrasında, ikili ilişkilerde önemli gelişmeler kaydedilmiştir.
Son beş yılda, ikili ilişkilerimize temel teşkil eden on beşten fazla anlaşma ve protokol imzalanmıştır. Bu, gerçektende son derece önemli bir rakamdır. Çünkü, bu süreç başlamadan önce imzaladığımız son anlaşma 30 yıl öncesine dayanmaktaydı. Diğer bir deyişle, aynı coğrafyayı paylaşan, benzer kültürlere sahip iki sınır komşusu ülke, ilişkilerini geliştirmeyi 30 yıl ertelemişlerdi.
Bugün, Türkiye ile Yunanistan arasında, ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine imkan sağlayacak yasal çerçeve tamamlanmıştır. Bütün bu anlaşmalar, her iki ülke işadamlarının yolunu açmayı ve güvenilir bir çalışma ortamı sağlamayı hedeflemektedir.
Bu gelişmeler ile birlikte, son beş yılda ikili ticaretimizde yüzde 100’e yakın bir artış kaydedilmiştir. 1999 yılında 694 milyon dolar olan ticaret hacmimiz, 2003 yılında 1,3 milyar doları aşmıştır.
Geçtiğimiz yıl ticaret hacmimizin 942 milyon dolarlık bölümünü ülkemizin Yunanistan’a ihracatı oluşturmuştur. Bu dönemde yüzde 130 oranında artış gösteren ihracatımız Yunanistan’ı Balkanlardaki en önemli ikinci ticaret ortağımız konumuna yükseltmiştir. Halihazırda Yunanistan 2003 yılında en fazla ihracat yaptığımız 10. ülke, en çok ithalat yaptığımız 29. ülke konumunda yer almıştır.
2004 yılının ilk üç aylık dönemindeki % 31 oranındaki ikili ticaret artışımız da, 2004 yılında bu artış eğiliminin devam edeceğini göstermektedir. Bu noktadan hareketle, yıl sonunda yaklaşık 2 milyar dolarlık bir ticaret hacmine ulaşmayı hedefliyoruz.
İki ülke arasındaki ticarete konu ürünlerin daha da çeşitlendirilmesi mümkündür. Özellikle, Yunanistan’dan yaptığımız ithalatta yaşanan bu durumun, önümüzdeki dönemde daha dengeli bir yapıya kavuşturulacağına inanıyorum.
S: Türk-Yunan ticari ilişkilerinde karşılaşılan en önemli sorunlar nelerdir?
T.K.: İş adamlarımızdan ve ihracatçılarımızdan bana ulaşan bilgilerden, özellikle Yunanistan vizesi alımında büyük güçlüklerle karşılaştıklarını öğrenmiş bulunuyorum. İnanıyorum ki, vize prosedürünün mümkün olduğunca basitleştirilmesi ve kolaylaştırılması, ikili ticari ilişkilerimiz üzerinde son derece olumlu bir etki sağlayacaktır.
Firmalarımızın bu alanda karşılaştıkları bir diğer sorun ise, vize süresinin son derece kısıtlı olmasıdır. Yunanistan’da iş üstlenmiş olan firmalarımızın teknik personelleri, montaj ve gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi için uzun süreli vizeye ihtiyaç duymaktadırlar. Bu tür durumlara yönelik olarak, daha esnek bir vize rejiminin uygulanmasının da yararlı olacağına inanıyorum.
İki ülkenin sınır komşusu olması nedeniyle gümrük geçişlerinin düzenli ve hızlı gerçekleştirilmesi büyük önem taşımaktadır. İpsala Sınır Kapısının karşısındaki Kipi Sınır Kapısı’nın TIR geçişlerinde 24 saat hizmet vermemesi nedeniyle yığılmalar yaşanmakta ve bu durum ihracatımızı olumsuz yönde etkilemektedir. Bu itibarla, Kipi Sınır Kapısı’nın TIR geçişleri için 24 saat esasına göre hizmet vermesi konusunda Yunanistan tarafının işbirliğini bekliyoruz.
Yunanistan’a otobüs ihracatı gerçekleştirmek isteyen bir firmamızın, ilgili Yunan makamlarından “Yeni Model Onay Sertifikası” temini konusunda karşılaştığı sorun, diğer firmalarımız için de caydırıcı etki yapmaktadır. Sorunun, mevcut prosedürün hızlandırılması veya Avusturya ve Almanya’dan alınan Sertifikaların Yunanistan için de geçerli sayılması ile kısa sürede çözümlenmesini bekliyoruz.
Diğer taraftan, özellikle Yunan adalarına ülkemizden gönderilen yaş-meyve sebze ürünlerinin sağlık kontrollerinin sadece Atina ve Pire’de kurulu laboratuarlarda yapılması da, ikili ticareti olumsuz yönde etkilemektedir.
İki ülkenin ticari ilişkilerinde karşılaşılan bir diğer önemli sorun ise, Yunanistan’da faaliyet gösteren Türk ortaklı firmaların yöneticileri ve sahiplerinin oturma ve çalışma müsaadesi almakta karşılaştıkları zorluklardır. Halihazırda, hiçbir Türk ortaklı firma yöneticisinin bu izinleri haiz olmaması, konunun ciddiyetini ortaya koymaktadır.
İkili ticari ilişkilerimizde iş adamlarımızın karşılaşmakta olduğu sorunların çözüme kavuşturulması için her iki tarafın da göstereceği olumlu yaklaşımlar, şüphesiz ki her iki ülkenin de yararına olacaktır.
S: Türk-Yunan ticari ilişkilerinin geleceği ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?
T.K.: İki ülkenin farklı ve bazı alanlarda birbirlerini tamamlayan üretim yapıları, hızla büyüyen pazarları, coğrafi yakınlığı ve yasal altyapının tamamlandığı dikkate alındığında, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ticaretin daha da geliştirilmesi için büyük bir potansiyel olduğu görülmektedir.
Bu yöndeki arzunun her iki tarafça da paylaşıldığı gerçeğinden hareketle, öncelikle yapmamız gereken, iki ülke iş çevreleri arasındaki temasları artırma yoluyla ikili ticarete konu ürünlerin çeşitlendirilmesidir.
Bu yıl Yunanistan’a düzenlemiş olduğumuz ticaret heyeti programı da, her iki ülke işadamlarının, Türkiye ve Yunanistan pazarının sunduğu imkanları tanımaları yönünde önemli bir fırsat sağlamış bulunmaktadır.
2000 yılından bu yana uygulamakta olduğumuz “Komşu ve Çevre Ülkelerle Ticari ve Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesi Stratejisi” kapsamında Yunanistan’a yönelik olarak gerçekleştirdiğimiz bu ve benzeri faaliyetlerin ticaret hacmimize olumlu yansımalarını görmekten memnuniyet duyuyoruz.
Biz, Yunanistan’ı Balkanların güçlü bir ülkesi, gelişen ekonomisi ve yetişmiş insan gücü ile önemli bir ekonomik ve ticari ortak olarak görüyoruz. Ülkelerimiz arasındaki ortaklık boyutunun, “stratejik ortaklığa” dönüşmesi yönünde bütün imkanların mevcut olduğuna inanıyorum.
İki ülke arasındaki ilişkilerin bir bütün olarak, uzun vadeli bir perspektifte değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu amaçla, sadece ikili ticaretin değil, ilişkilerimizin kalıcı ve istikrarlı bir şekilde gelişmesine imkan sağlayacak olan ortak yatırımlar üzerinde de ısrarla durmamız gerekmektedir.
Türkiye ve Yunanistan ilişkilerinin geleceği hakkında son derece iyimser olduğumu vurgulamak isterim. Her iki ülkenin de Hükümetlerinde var olan ilişkileri geliştirme arzusunun önümüzdeki dönemde de devam edeceğine ve sınır komşusu iki ülkenin ticari ve ekonomik ilişkilerinin, iş adamlarımızın çabaları ile yakın gelecekte çok daha üst düzeylere taşınacağına inanıyorum.
S: Yunan yatırımcıların Türkiye’ye ilgisi ne düzeydedir?
T.K.: İki ülke arasındaki ortak yatırımların son derece cüzi olduğunu görüyoruz. Halihazırda, ülkemizde, ağırlıklı olarak hizmetler sektöründe faaliyet gösteren 76 Yunan firması bulunmaktadır.
Bu aşamada dikkatinizi, geçtiğimiz yılın Haziran ayında çıkarılan “Yabancı Yatırımlar Kanunu”na çekmek istiyorum. Hükümetimizin yabancı yatırımlara atfettiği önem çerçevesinde yürürlüğe konulan sözkonusu Yasa, ülkemizin uluslararası yatırımlara yönelik liberal yaklaşımını açık bir biçimde yansıtmaktadır.
Bu Yasa ile, yabancı sermayeli şirket, şube kuruluşu ya da iştiraklerde ön izin alma zorunluluğu ile şirket kuruluşu için 50.000 ABD Doları tutarındaki sermaye getirme şartı kaldırılmıştır.
Yabancı yatırımcılar ile yerli yatırımcıların aynı hak ve yükümlülüklere tabi olduğu yasa ile, her türlü karın yurtdışına serbestçe transfer edilebileceği hususu bir kez daha teyit edilmiştir.
Bundan sonraki dönemde, ülkemizdeki istikrarlı siyasi ve ekonomik ortamın da yarattığı ivme ile, ülkemizdeki Yunan yatırımlarının hız kazanmasını beklediğimizi vurgulamak isterim.
S: Türk yatırımcıların Yunanistan’a ilgisi ne düzeydedir?
T.K.: Atina Ticaret Müşavirliğimizin verilerine göre, Yunanistan’da yaklaşık 10 Türk firması faaliyette bulunmaktadır. Sözkonusu firmalar, turizm, nakliyat, dış ticaret ve bilişim sektörlerinde faaliyet göstermektedir.
Sizin de bildiğiniz üzere, Türkiye ile Yunanistan arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması 20 Ocak 2000 tarihinde imzalanmış ve 1 Ağustos 2001 tarih ve 24480 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, 24 Kasım 2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
İki ülke işadamları açısından büyük önem arz eden ve görüşmeleri uzun süreden beri devam eden Türkiye-Yunanistan Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması ise 2 Aralık 2003 tarihinde imzalanmış bulunmaktadır.
Karşılıklı yatırımlar açısından yasal çerçevenin tamamlanmış olmasının da sağlamış olduğu uygun koşullar çerçevesinde, önümüzdeki dönemde Yunanistan’daki Türk yatırımlarında artış olmasını bekliyoruz.
İki ülke arasındaki ilişkilerin bir bütün olarak, uzun vadeli değerlendirilmesi ve kısa vadeli ticari kazançlar yerine, ağırlıklı olarak kalıcı ve istikrarlı bir şekilde gelişmesine imkan sağlayacak ortak yatırımlar üzerinde durulması gerekmektedir.
Ancak, az önce de bahsettiğim gibi, bir an evvel özellikle Türk sermayeli firmaların yöneticilerinin çalışma ve oturma müsaadesi alma sorunlarının Yunan makamlarınca çözülmesi gerekmektedir. Bu caydırıcı ve olumsuz unsurun ortadan kaldırılması Türk girişimcilerini rahatlatacak ve Yunanistan’daki yatırımlarını artıracaktır.
İnşaat sektörü, Türkiye ile Yunanistan arasında işbirliği yapılabilecek en önemli alanlardan biridir. Bu sektörün her iki ülke ekonomilerinde de itici güç olduğunu dikkate aldığımızda, özellikle navlun maliyeti yüksek olan bu sektörde, firmalarımızın, coğrafi yakınlık avantajını kullanarak işbirliği yapmaları rekabeti artırıcı bir etki yapacaktır.
Türk müteahhitlik ve müşavirlik firmalarının uluslararası pazarlarda sağladığı tecrübe ile Yunan firmalarının tecrübe ve finansman imkanlarının birleşmesi halinde, Türk ve Yunan ortak girişimlerinin, özellikle yeniden yapılanma sürecinde olan Güneydoğu Avrupa’da önemli projeler üstlenebileceklerini düşünüyorum.
Türk müteahhitlik ve müşavirlik firmaları, gerek iki ülkede ve gerekse de üçüncü ülkelerde gerçekleştirilebilecek bu tür bir işbirliğine hazırdırlar ve Yunan muhataplarından da aynı yaklaşımı görmeyi beklemektedirler.
Türk müteahhitlik firmalarının Yunanistan pazarına ilgisinin bir göstergesi olarak, geçtiğimiz dönemde Türk müteahhitlik firmalarından oluşan bir heyet ile Yunanistan’a bir ziyaret düzenlenmiştir. Amacımız, bu ilginin, Yunanistan makamlarının da yardımıyla somut ortaklıklara dönüşmesidir.
S:Türkiye’nin yabancı yatırımcılar için avantajları nelerdir?
T.K.:Sizlerin de yakından takip ettiği üzere, Türkiye ekonomisi, 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan ekonomik krizlerden sonra, yeni bir ekonomik programla hızlı bir gelişme sürecine girmiştir. Ülke ekonomisi açısından hassas bir dönemde cereyan eden Irak krizine rağmen kaydedilen ekonomik başarılar, ekonomimizin sağlam bir temele dayanarak geliştiğine işaret etmektedir.
Türkiye, 2002 yılında dünyanın en hızlı büyüyen ülkeleri arasında yerini alırken, ekonomimiz büyüme performansı bakımından OECD ülkeleri arasında ilk sıraya yerleşmiştir. 2002 yılı için % 3 olarak hedeflenen yıllık büyüme hızı % 7,8 olarak gerçekleşmiş, 2003 yılı için öngörülen % 5’lik yıl sonu hedefi de başarılmıştır. 2004 yılı için ise % 5’lik bir büyüme hedeflenmiştir.
Diğer taraftan, çok yakın zamanlara kadar % 70’e varan enflasyon oranında ciddi ölçüde düşüş sağlanmıştır. 2003 yılında % 20’nin altına gerileyen enflasyonun 2004 yılında % 12’ye düşmesi hedeflenmektedir. Bu oranın 2005 yılında tek haneli rakamlara inmesi ve böylelikle enflasyon oranlarında Avrupa Birliği standartlarına ulaşılması öngörülmektedir.
Dış Ticaret Müsteşarı olarak memnuniyetle belirtmeliyim ki, ekonominin en önemli sektörlerinden biri olan dış ticarette de, son dönemde çarpıcı bir gelişme kaydedilmiştir. Geçtiğimiz yıl, ihracatımız bir önceki yıla göre yüzde 30 oranında artarak 47 milyar dolara ulaşmıştır. Böylece tarihi bir rekora imza atılmış ve Türkiye dünyanın ilk 30 ihracatçı ülkesi arasına girmiştir.
Diğer taraftan, sanayi üretiminin ve ekonomik büyümenin temel araçlarından biri olarak gördüğümüz ithalat 2002 yılında 52 milyar dolar olarak gerçekleşmiş, 2003 yılında ise % 33 oranında artış kaydederek 69 milyar dolara ulaşmıştır.
Biz, sürdürülebilir kalkınma için, Türkiye’nin kendi kaynaklarının harekete geçirilmesinin yanısıra, doğrudan yabancı yatırımların ülkeye çekilmesinin de büyük bir önem taşıdığına inanıyoruz.
Vergi teşvikleri, serbest bölgeler, azaltılmış bürokratik işlemler gibi unsurlar, esas itibariyle, sermaye girişinde tayin edici olmayan, fakat, nispi kolaylık getiren yönlendirici faktörlerdir. Belirleyici unsurlar ise ekonomik ve siyasi yönden istikrarlı, dinamik bir pazarın varlığıdır. Biraz evvel bahsettiğim unsurlar da, bugün Türkiye’de uygun ortamın hazır olduğunu göstermektedir.
Ülkemizdeki yabancı yatırım ortamının iyileştirilmesine ilişkin çalışmalar, “Türkiye’de Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Reform Programı” olarak kabul edilen bir Eylem Planı çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. Bu çerçevede, 2003 yılı Haziran ayında “Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu” yürürlüğe konulmuştur.
Bu kanun ile, bürokratik süreç en aza indirgenmiş ve yabancı yatırımcıya güven aşılanması hedeflenmiştir. Ayrıca, yabancı sermayeli olarak kurulacak şirketlerin kuruluş prosedürleri çabuklaştırılmış ve kolaylaştırılmış olup, eskiden bir şirket kurmak için 19 ayrı işlemden geçmek gerekirken, şimdi sadece 3 işlem ile bunu gerçekleştirmek mümkün kılınmıştır. Sözkonusu Kanun ile yabancı sermayeli şirket, şube kuruluşu ya da iştiraklerde ön izin alma zorunluluğu kaldırılmış, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulan yabancı sermayeli şirketler Türk şirketi olarak kabul edilmiştir.
Dolayısıyla bu şirketler de yerli şirketlerden farklı bir yükümlülük üstlenmeyecektir. Yine bu kanunla sermaye girişine ilişkin olarak verilen ön izinler kaldırılmıştır. Yapılan diğer bir değişiklik ise, yabancı sermayeli şirket kurmak için yabancı ortak başına asgari 50.000 ABD Doları sermaye getirilmesi şartı ile limited ya da anonim şirket kurma zorunluluğunun kaldırılmış olduğudur.
Biz, Türkiye’nin yabancı yatırımlara verdiği önemi vurgulayan yeni yasanın ve Türkiye’deki istikrarlı siyasi ve ekonomik ortamın yarattığı ivme ile, önümüzdeki dönemde doğrudan yabancı sermaye girişinin hızlanacağına inanıyoruz.
Türkiye, doğrudan yabancı yatırımlara ev sahipliği yapma konusunda birçok karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olmasına rağmen, üzülerek belirtmeliyim ki, bu avantajını bugüne kadar yeteri ölçüde kullanamamıştır.
Ülkemiz, 70 milyonluk genç ve dinamik nüfusu, artan alım gücü, değişen tüketim kalıpları, gelişen sanayisi ile yabancı yatırımcılar için çeşitli avantajlar sunmaktadır. Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının birleştiği noktada bulunan Türkiye, coğrafi konumu itibariyle de eşsiz bir köprü konumundadır. Diğer taraftan, Türkiye’nin yakın çevresinde son on beş yıldır yaşanmakta olan gelişmeler, ekonomik işbirliği açısından yeni fırsatlar ortaya çıkarmaktadır.
Örneğin, Ortadoğu’nun yanısıra, Hazar Havzasındaki hidrokarbon kaynaklarının değerlendirilerek, uluslararası pazarlara taşınması ihtiyacı Türkiye’yi bir enerji koridoru haline getirmiştir. Halen inşa aşamasında bulunan petrol ve doğalgaz boru hattı projelerinin tam anlamıyla hayata geçirilmesinden sonra Türkiye dünya enerji çevrelerinde önemli bir terminal konumuna ulaşacaktır. Beklentimiz, yabancı sermayeli firmaların bu alanda Türk partnerleri ile daha fazla ortak yatırım gerçekleştirmesidir.
Diğer taraftan, Türkiye’de devletin hakim rol oynadığı birçok sektörün rekabete açılması, yabancı yatırımcılar için yeni fırsatlar yaratmaktadır. Halihazırda, enerji sektörünün rekabete açılmasına ilişkin hazırlıklar devam etmekte olup, Türk Telekom, THY ve Şeker Fabrikaları gibi belli başlı şirketler özelleştirme programına alınmıştır. Gerekli yasal düzenlemelerin de hızla yapıldığı dikkate alındığında, sunulan bu fırsatların yabancı yatırımcılar açısından iyi değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
S: Türkiye’nin DTÖ’nün Çin Halk Cumhuriyeti’ne uygulanan kotaları 2005 yılında kaldıracak olması konusuna istinaden aldığı önlemler nelerdir?
T.K.: 1 Ocak 2005 tarihi itibariyle DTÖ Tekstil ve Konfeksiyon Anlaşması’nın (TGA) yürürlükten kalkacak olması dolayısıyla, dünya tekstil ve hazır giyim ürünleri ticaretinde rekabetin artacağı ve fiyatların da ciddi oranda düşeceği tahmin edilmektedir. TGA’nın sona ermesiyle özellikle 11 Aralık 2001 tarihinde DTÖ üyesi olan Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC)’nin bu alanda pazar payını diğer ülkeler aleyhine önemli ölçüde artırması beklenmektedir. Ülkemizin ise hem iç pazarda, hem de önemli ihracat pazarlarında yoğun bir rekabetle karşılaşması muhtemeldir. Bu öngörü çerçevesinde, gümrük vergilerinin Gümrük Birliği nedeniyle sektörü koruyacak bir düzeyde olmadığı da göz önüne alındığında, 2005 sonrasında ticaret politikası önlemlerinin kullanılmasının önemi ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla, ülkemizin AB ile ihdas ettiği Gümrük Birliği yükümlülükleri çerçevesinde, gereken adımlar atılmaktadır.